Her şeyim var ama neden mutlu değilim?

mutluluk

Her şeye sahibim, işim var, param var, yalnız değilim bir ailem var, sağlığım yerinde ama neden yine de olması gerektiği kadar mutlu değilim? Sanırım bu soru çağımızın nevrotik insanının en sık sorduğu sorulardan birisidir. Özellikle yaşam şartları iyi olan ama yine de mutsuz ve kaygılı olan kişilerden bunu çoğu zaman duyarız. Bunun pek çok nedeni olabilir ama özellikle üç temel neden üzerinde durmak istiyorum.

İlk olarak, kişinin mutlulukla ilgili düşünce, inanç ve beklentileri gerçekçi olmayabilir. Wilhelm Schmid’in deyimiyle kişi mutluluğu “kesintisiz hoşluk hali, daimi neşe, keyifler yerinde olsun ve bol eğlence” olarak görüyorsa mutlu olması pek kolay olmayacaktır. Hatta Schmid, “mutluluğu bir tür daimi zevkte aramak, mutsuz olmanın en emin yoludur” der. Mutlu olmayı hazza indirgemek yerine, onu bir karakter hali olarak görmek daha isabetli olacaktır. Tam olarak mutlu olsaydınız nasıl bir şey olurdu? Bu soruyu kendinize sorarak mutluluktan beklentinizi ortaya koyabilirsiniz. Gerçekten mutlu olmak istiyorum dediğinizde, ne istediğinizi bilir ve beklentinizi daha gerçekçi bir düzeye çekebilirseniz bu sorunu aşabilirsiniz. Bu konuda Paul Wong’un mutluluk anlayışının işe yarayacağını düşünüyorum. Kendisi mutluluğu, bireyin kendisiyle, başkalarıyla ve dünya ile barış halinde olduğu; içsel uyum, şükran ve hoşnutlukla karakterize bir durum olarak tanımlamaktadır.

Mutluluğun önündeki ikinci engel ise “hedonik uyum” meselesidir. Hedonik uyum, başlangıçta bize mutluluk veren hemen hemen her şeyin bir süre sonra eskisi kadar bizi mutlu etmemeye başlaması ile ilgilidir. Yani işe girdiğiniz için, evlendiğiniz için, ev sahibi olduğunuz için ya da terfi ettiğiniz için başlangıçta çok iyi şeyler hissedebilirsiniz ve mutlu olabilirsiniz. Ancak bir süre sonra eski mutluluk seviyenize geri döneceksiniz. Mutluluğa ilişkin bu kavramdan haberdar olmayan kişiler, diğer insanlara bakıp maddi durumu bu kadar iyi, sağlığı yerinde, harika bir kariyeri var, bunlar ben de olsa hiç mutsuz olmazdım diye düşünebilirler. Ama kişi neye sahip olursa olsun bir süre sonra ona alışacak ve duyarsızlaşacaktır. Hedonik adaptasyonu kırmanın bilinen en iyi yolu, şükran duyma ve takdir etme yoluyla hayatımızdaki olumlu şeyleri beynimize hatırlatmaktır. Çünkü doğası gereği beynimiz olumsuzlukları hatırlamaya daha yatkındır.

Yaşam şartları çok iyi olmasına rağmen mutlu olamamanın üçüncü nedeni ise ihtiyaçların karşılanması ile ilgilidir. Aslında bu durumda olan kişiler hayatlarında her şeyin tam olduğunu düşünerek hata yapmaktadırlar. Gözlemlediğim şey, çoğu zaman bu kişilerin ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığıdır.  Özellikle psikolojik ihtiyaçların yeterince karşılanmaması yaşam tatmini açısından eksik hissetmeye, tamamlanmamış hissetmeye neden olmaktadır. İhtiyaçlarla ilgili pek çok farklı görüş ve tez var ancak burada bahsedeceğim sınıflamayı çok anlamlı buluyorum. İhtiyaçlarla ilgili bu görüş pek çok şeye sahip olduğu halde, insanların neden mutlu olamadıklarını çok yerinde bir şekilde açıklamaktadır. Bu ihtiyaç modeline göre üç ihtiyaç alanı bulunmaktadır: temel ihtiyaçlar, konfor ihtiyaçları ve gelişim (olgunlaşma) ihtiyaçları.

Temel ihtiyaçlar, barınma, beslenme, güvenlik, iletişim kurma, para gibi ihtiyaçlardır. Daha çok hayatta kalma ve kendini güvende hissetme ile ilgilidir. Bu ihtiyaçlar olmazsa olmazdır ve yeterince karşılanmadığında bireyin mutlu olması, kendini iyi hissetmesi ya da yaşamında başarılı olması oldukça zordur. Zaten araştırmalar, bu ihtiyaç düzeyindeki bireylerin en mutsuz grup olduğunu göstermektedir.

İkinci grup ihtiyaçlar ise konfor ihtiyaçlarıdır. Bu ihtiyaçların kapsamında ise, özgürlük, dostluk-arkadaşlık, güç, tanınma, saygı, başarı, eğlence, keyif ve haz gibi şeyler vardır. Bu gruptaki bireylerin temel ihtiyaçları karşılanmıştır ve onların üzerine söz konusu bu ihtiyaçlar da belli düzeyde karşılanmıştır. Dolayısıyla bu kişiler bir önceki gruba göre daha mutludurlar. Ancak yazımızın konusu olan soruyu en çok bu gruptaki kişiler sormaktadır. Yani yeterince özgürüm, istediğimi yapabiliyorum, istediğimi alabiliyorum, herhangi bir eksiğim yok ama yine de çok mutlu değilim serzenişi bu gruptaki bireylerden duyduğumuz sözlerdir. Çünkü bu ihtiyaçların karşılanmış olması da bireyi tam bir tatmine götürememektedir. Hala bir şeyler eksiktir. Bu noktada bir tamamlanmamışlık, bir varoluşsal boşluk ve anlamsızlık sürekli kendisini hissettirir durur. İşte tam burada üçüncü ihtiyaç grubu devreye girmektedir.

Üçüncü ihtiyaç grubu gelişim ve olgunlaşma ihtiyaçları olarak nitelendirebileceğimiz ihtiyaçlardır. Kendini gerçekleştirme ya da insan-ı kamil olmayla ilişkilidir. Önceki iki ihtiyaç grubu bu eksikliği gideremez. Bu üçüncü grup ihtiyaçlar, anlam ihtiyacı, kendini kabul etme ve aşma ihtiyacı, bilme ve anlama ihtiyacı, estetik ihtiyaçlar, sevgi ihtiyacı ve manevi ihtiyaçlardır. Söz konusu bu ihtiyaçların karşılanması ancak erdemli bir yaşamla mümkün olacaktır. Bu bağlamda pozitif psikoloji alanındaki, bilgelik, cesaret, insaniyet, adalet, ölçülülük ve aşkınlık erdemlerini hatırlatmakta fayda var. Bu ihtiyaçların yeterince karşılanması bireyi bilgeliğe, olgunlaşmaya ve kendini gerçekleştirmeye götürecektir. Dışsal koşullara bağlı olmayan ve şartlara göre değişmeyen bir mutluluk ve psikolojik iyi oluş da ancak bu ihtiyaçların yeterince karşılanması ile mümkündür.

Sonuç olarak, kişinin sadece temel ve konfor ihtiyaçlarının karşılanması gerçek mutluluğa ulaşmak için yeterli değildir. İnsanı insan yapan üst düzey ihtiyaçların karşılanması da göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur. Hayat sofrasından tok kalkmak ve yaşamın hakkını vermek isteyen bir kişinin bu yönünü de ihmal etmemesi ve nasıl geliştireceği ile ilgili olarak sürekli bir arayış ve öğrenme çabası içerisinde olması gerekmektedir.

Sevgiyle kalın.

Tayfun Doğan

22.05.2021 İstanbul

Benzer yazılar

Leave a Comment