Yaşamın Sırrı DNA – Kitap Değerlendirmesi

Bundan 5-6 yıl önce Tübitak Bilim-Teknik Dergisi’ne abone olmuştum. Onlar da dergiyle birlikte bir kitap hediye ettiler: Yaşamın Sırrı DNA. Kitabı şöyle bir karıştırıp göz gezdirdikten sonra, ileride okurum diye kitaplığıma koymuştum. Bu ileride okuma işi, uzun süre sonra bu hafta gerçekleşti. Kitap, Iowa Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bahri Karaçay isimli değerli bir bilim insanımız tarafından yazılmış.

Kitabı okudum ve çok beğendim. Hatta mutluluk üzerine çalışmalar yaptığım için, keşke imkân olsa da kendisiyle mutluluk ve genetik ilişkisi hakkında konuşsak diye düşündüm. Bu arada internette araştırırken bu kitabından başka, “Mutlu Beyin” diye bir kitabı olduğunu da gördüm. Başka bir şey dilesem gerçekleşecekmiş diye düşünerek gece 23.00 gibi İdefix’ten kitabın siparişini verdim ve sabah 09.30 gibi kitap geldi. Şimdi bugünden başlayarak da o kitabı okuyacağım.

Yaşamın Sırrı DNA kitabına dönecek olursak, şöyle genetikle ilgili güncel ve aynı zamanda anlaşılması kolay bir kitap olsa da okusak diyorsanız, bu kitap bunun için oldukça ideal bir kitap. Özellikle tıp ve biyoloji gibi alanlarla ilişkili olmayan mesleklerde ya da bölümlerde olan kişilerin kolayca anlayabileceği tarzda yazılmış.

Kitap ilk olarak 2010 yılında basılmış, eminim son 10 yılda da genetik alanında önemli gelişmeler olmuştur. Yine de çok değerli bilgiler edindim ve ufkum açıldı diyebilirim.

Kitabın bölümlerinde oldukça doyurucu bilgiler bulabileceğinizi düşünüyorum. Aslında bu kitabın içeriğindeki bilgilerden liseden mezun olan her bireyin haberdar olması gerektiğine inanıyorum. Benim okuduğum yıllarda böyle bir bilgi ve içerik verilmesi söz konusu değildi. Şimdi nasıl pek bilmiyorum.

1. Bölüm: Üstün İnsan Irkı Yaratmak: Eugenik Hareketi

2. Bölüm: Ölümsüz Sarmal

3. Bölüm: İnsanlığın Kökeni: Afrika’da Başlayan Yolculuk

4. Bölüm: Yaşam Kitabının Okunması: İnsan Gen Haritası

5. Bölüm: Gen Avı: Hastalıkların Genlerinin Keşfi

6. Bölüm: Kanser

7. Bölüm: Altın Yumurtlayan Koyun

8. Bölüm: Duyguların Molekülleri

9. Bölüm: Hafıza Hapı

10. Bölüm: Kök Hücreler: Tedavide Mucize

11. Bölüm: Gen Yüklü Truva Atı

12. Bölüm: Ölümsüzlüğün Genleri

13. Bölüm: Genlerle Çevrenin Dansı

14. Bölüm: Epigenetik: Kalıtımın Genler Üstü Boyutu

Kitabı neden beğendim?

Öncelikle insanlığın bilimde ne kadar ileri düzeye geldiğini gördüm. Bugün, insanı oluşturan hücrelere ve genlere müdahale edebiliyoruz, onlardaki aksaklıkları giderebiliyoruz ve eminim çok yakın bir gelecekte pek çok tedavi edilemez diye düşündüğümüz hastalık veba, çiçek hastalığı ya da verem gibi tarihe karışacak.

Kitaptan Mendel’den başlayarak genetik çalışmaların tarihi sürecini, kopyalanan koyun Doly’i, İstanbul Üniversitesi’nde kopyalanan koyun Oyalı’yı, kök hücrelerin keşfini, gen avcılığını, ölümsüzlüğün mümkün olup olmadığını, insanlığın kökenini, “ırk” kavramının biyolojik bir altyapısının olup olmadığını ve daha onlarca ilginç, gerekli ve önemli bilgiyi öğrendim. Okuduğum kitapları çizmeyi ve üzerine notlar almayı seviyorum. Bu kitabın da her yerini çizdim, kenarlarına notlar aldım. O altını çizdiğim yerlerden bazılarını da burada sizinle paylaşmak istiyorum. Okursanız sizin de kitapla ilgili düşünce ve yorumlarınızı beklerim.

Kitaptan Notlar

-Özellikle eugenikçi bilim insanları (üstün ırk yaratma hareketi), yoksulluğun, aptallığın, alkolikliğin, asiliğin, suç işleme potansiyelinin ve hayat kadınlığına eğilimin genetik yapı tarafından belirlendiğine inanıyorlardı. Bu da toplumsal problemlerin kaynağını ortaya koyuyor ve elit tabaka için hedefi açıkça belirliyordu. Onlara göre sistemli bir şekilde kendilerinden olmayanları yok etmek, sadece kuzeylilerden oluşan bir toplum oluşturmak zorunluydu. Kuzey Avrupa kökenli olanların dışındakilerin genleri bozuktu ve çoğalmaları önlenmeliydi. (İnsanlık tarihi için ne utanç verici şeyler yapılmış okursanız göreceksiniz)

-Sadece belli bir gelir düzeyine ulaşmış insanların yaptırabildiği estetik ameliyatlara olan talebe bakılırsa, üstün özellikler elde etmek için DNA’sında değişiklik yaptırmak isteyecek çok sayıda insan olması kaçınılmaz gibi görünüyor.

-Irk kavramı sosyal olarak inşa edilen, fakat biyolojik temeli çok zayıf olan bir olgudur.

-Down sendromlu çocuk sahibi olma ihtimali, 30 yaşın altındaki kadınlarda % 5’in altında iken, 37-38 yaşlarında % 15’lere, 39-40 yaşlarında ise % 35’lere yükselmektedir.

-Kalıtsal olan kanser vakaları yaklaşık % 10 civarında seyretmektedir, geri kalan kısmı çevre şartları ve beslenme alışkanlıkları gibi etkenlerin DNA’da meydana getirdiği bozukluklar sonucu ortaya çıkar.

-Yaşamımızı etrafına neşe saçan, şen şakrak biri olarak mı yoksa daha çok olumsuz düşünen biri olarak mı geçireceğimizi büyük ölçüde belirleyecek olan yine genlerimizdir.

-Gage ve ekibi, yaşlı farelerde sinir hücrelerinin sayısını artırmada en etkili faaliyetin, döner tekerlekte hızlı yürümek olduğunu buldu. Var olan sinir hücrelerinin yaşam süresini artırmada en etkili faaliyet ise, yeni oyuncakları keşfedip onlarla oynamayı öğrenmekti. Bu çalışmanın bizler için anlamı, egzersiz ve öğrenme ile zenginleştirilmiş bir yaşam tarzının, ileri yaşlarda beyin faaliyetlerimizi taze tutarak bizlere çok daha kaliteli bir yaşam sağlayacağıdır.

-Tarihin büyük bölümünde insan ırkının ortalama yaşam süresi 25 yıl civarında olmuştur.

-Bugün artık anne ile çocuk arasındaki ilişkinin, çocuğun genlerinin çalışması üzerinde etkili olduğunu gösteren çok güçlü bilimsel delillere sahibiz. Örneğin 2006 yılında kobaylar üzerinde yapılan bir çalışmada annesi tarafından iyi bakılan, okşanıp temizlenen ve yeterince emzirilen yavruların büyüdüklerinde daha sakin oldukları, çevrelerine daha kolay uyum sağladıkları ve kendilerinin de anneleri gibi çocuklarına ilgi gösterdikleri gözlemlendi. Buna karşın annelerinden yeterince ilgi görmeyen kobayların stres hormonları düzeylerinin normalden çok daha yüksek olduğu bulundu.

Keyifli bir hafta sonu diliyorum.

Tayfun Doğan

2.654 views

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir