Mutluluk sağlığın en üst düzey formu mudur?

Psikoloji alanında uzunca bir süre ruh sağlığı, hasta insanlardan yola çıkılarak tanımlanmaya çalışıldı. Oysaki sağlıklı insanlar nüfus olarak her zaman daha fazlaydı ve ruh sağlığı tanımının sağlıklı insanlar göz önüne alınarak yapılması gerekiyordu.

Öncelikle, Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımını da göz önünde bulundurursak, kişide hastalığın ya da eksikliğin olmaması onun sağlıklı olduğu anlamına gelmez. En azından yeterince sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Sağlıklı olmak fiziksel, duygusal ve sosyal anlamda tam bir iyilik halidir. Aslında öfke, nefret, üzüntü gibi duyguları kendimizden uzaklaştırmamız, onların yerine sevgi, neşe, umut gibi duyguların gelmesini garanti etmez. Yani kişi ne mutlu ne de mutsuz olabilir. Bir kişi mutsuz değilim diyorsa, bu mutlu olduğu anlamına gelmez. Bu noktada mutlu olma ya da ruh sağlığı yerinde olma artı bir takım özelliklere sahip olmayı da gerektiriyor.

Ruh Sağlığı Yerinde Sincap

“Sağlıklı sincap, sincaba benzeyen ve sincap gibi davranan, ağaçların dallarında cesaretle hareket eden, meşe palamudu toplayan, gömen ve üzerini örten, daha sonra toprağı kazarak onu tekrar çıkartan, topladığı fındıkları kıran, havayı tehlikelere yönelik olarak koklayan, tetikte, dikkatli olan, ses çıkaran, oynayan, çiftleşen, yavrularını ulaşılması zor ağaç tepelerinde büyüten uzun kuyruklu bir canlıdır.” Leon Kass, Dünya Biyoetik Komitesi Başkanı*

Hayvanların davranış repertuarı oldukça belirgindir ve sınırlıdır. Bundan dolayı da sağlıklı bir hayvanı tanımlamak oldukça kolaydır. Hatta çoğu zaman yalnızca dışarıdan yapılan bir gözlemle bile bu anlaşılabilir. İnsan için ise aynı durum söz konusu değildir. İnsanın davranışlarını kestirmek görece çok daha zordur. Ancak yine de ruh sağlığı yerinde insanın hangi özelliklere sahip olması gerektiği ile ilgili görüşler ileri sürülmüş ve psikolojik iyi oluş modelleri ortaya atılmıştır. Ayrıca insan doğasına ilişkin olumlu ya da olumsuz pek çok görüş de belirtilmiştir.

Öncelikle, alanyazında psikolojik iyi oluş kavramıyla benzer anlamda kullandığımız pek çok kavram var. Aralarında küçük bazı farklılıklar olsa da, mental iyi oluş, mental sağlık, mutluluk, iyilik hali ve yaşam doyumu gibi kavramları psikolojik iyi oluşla aynı anlamda kullanıyoruz.

Psikolojik iyi oluş alanında çalışmalarıyla ünlü Carol Ryff’a göre ruh sağlığı yerinde insan, kendini kabul eden, özerk, bireysel gelişimi devam eden, yaşamda bir anlam ve amaç bulabilmiş, diğer insanlarla olumlu ilişkiler kurabilen ve günlük yaşamın sıkıntı ve stresiyle etkin bir şekilde baş edebilen kişidir.

Pozitif psikolojinin kurucusu Martin Seligman ise, başka bir psikolojik iyi oluş modeli ortaya koymuştur. Bu modelde Ryff’ın modeline ek olarak duygular da vardır. Seligman’a göre psikolojik iyi oluşu oluşturan bileşenler, olumlu duygular, yaşama bağlılık, ilişkiler, anlamlı yaşam ve başarıdır.

Bunların dışında da literatürde pek çok görüş bulunmaktadır. Herkes insanın farklı bir özelliğini ön plana alarak ruh sağlığı yerinde insanı tanımlamaktadır. Kimisi sevgiyi ve üretmeyi, kimisi şükran duygusu içinde olmayı, kimisi ise merhametli olmayı psikolojik iyi oluşun bir göstergesi olarak kabul etmektedir.

Bu noktada, ruh sağlığı yerinde insan, mutlu insandır demek yanlış olmaz. Çünkü mutluluk temel olarak tam bir iyilik halini ifade etmektedir. Yani mutlu insan dediğimizde aklımıza, sürekli gülerek gezen ve neşe içinde bir insan gelmemelidir. Mutluluk bundan çok daha fazlasıdır. İçerisinde hazzı da barındırır ama yalnızca hazdan ya da olumlu duygulardan ibaret değildir. Mutluluk bir karakter halidir. Martin Seligman, olumlu duyguları ve hazzı pastanın üzerindeki çileklere benzetmektedir. Esas olan pastanın kendisidir. Yine yaşadığımız acıları ya da zevkleri, okyanusun yüzeyindeki dalgalara benzetebiliriz. Yüzeyde fırtınalar koparken okyanusun derinlerinde büyük bir dinginlik vardır. İşte mutluluk ya da iyi oluş derken kastettiğimiz asıl şey bu dinginlik ve iyi olma halidir. Bu tür bir mutluluk, dışsal koşullara göre ve şartlara göre değişmez. Kişinin karakteri haline gelmiştir. Bu anlamda bir mutluluk imkânsız değildir ancak düşünüldüğü kadar kolay da değildir. Bugünden yarına hemen mutlu olmak mümkün değildir. Mutluluğu ilmek ilmek dokumak ya da inşa etmek zorundayız. Onu bir karakter ve alışkanlık haline getirmemiz gerekir.

Mutluluk konusunu ele alırken, önemli düşünürlerin insan doğasına ilişkin görüşlerine de bakmamız gerekiyor. Örneğin Sigmund Freud, insanın yaratılış planında mutluluğun olmadığını, insan tabiatının çoğunlukla kötü, vahşi ve yontulmamış olduğunu, dolayısıyla da toplum insanı ehlileştirmeye çalıştıkça insanın mutsuz olduğunu ve nevrozlar yaşadığını ifade etmiştir. Bu görüşün tamamına katılmamakla beraber haklı olduğu yönlerin olduğunu da insanlık tarihine baktığımızda görebiliyoruz. Bir insan her şeyi bir yana bırakıp yalnızca ikinci dünya savaşında olanları okusa ve araştırsa sanırım insanlık hakkında hiç olumlu şeyler düşünmez. Bu savaşta insan kendi türünden 65 milyon insanı öldürmüş, 20 milyonunu sakat bırakmıştır.

Bunun aksi görüşlerde bulunmaktadır. Karen Horney, insanın içinde kendini gerçekleştirmeye yönelik doğal bir eğilimin olduğunu, eğer bireyin önündeki engeller kaldırılırsa, kişinin tıpkı bir meşe palamudu gibi olgunlaşıp kendini gerçekleştireceğini ifade etmiştir. Ne kadar harikulade bir benzetme ve tanımlamadır. Meşe palamudunun gelişip büyüyebilmesi için toprak, su, ışık ve yeterli ısı gerekiyor. İnsanın gelişebilmesi için neler gerekiyor bu konuda daha çok kafa yormamız gerekiyor sanırım. Pek çok faktör var tabii ki ama benim olmazsa olmaz diye gördüğüm iki şey çocuk için sevgi ve güven dolu bir ortamın hazırlanmasıdır.

Hümanist psikolojinin kurucularından Abraham Maslow da, alturizm, şefkat, sevgi ve dostluğun doğuştan gelen insani eğilimler olduğunu, bu özelliklerin yaşamın ilk evrelerinde yaşanan olumsuzluklardan dolayı bastırılsa bile durumun değişmeyeceğini ifade etmiştir. Yani temel olarak insanın iyiye eğilimli olduğunu vurgulamıştır. Bu mutluluk ve psikolojik iyi oluşu açısından iyi bir haber diye değerlendirilebilir.

Son yıllarda mutluluk üzerine araştırmalar yapıldıkça pek çok yeni bilgiye sahip oluyoruz. Bunların içinde mutlulukla ilgili iyi haberler de var, kötü haberler de var. Öncelikle kötü haberlere bakalım, ardından da iyi haberleri verelim.

Mutlulukla İlgili Kötü Haberler

İlk kötü haberimiz, mutluluğun genetik faktörlerle yakından ilişkili olmasıdır. Bunun nesi kötü diye düşünebilirsiniz. Ancak araştırmalar mutluluğumuzun yaklaşık % 50 oranında genetik tarafından belirlendiğini ortaya koymaktadır. Bilimin geldiği nokta itibariyle henüz genetiğe yeteri kadar müdahale de edemediğimiz için bunu olumsuz bir haber olarak değerlendirebiliriz.

Genetikle ilişkili olarak bir de mutluluk ayar noktasından bahsedilmektedir. Buna göre doğuştan bir mutluluk ayar noktasından bahsedilmektedir. Bunu bir mutluluk düzeyi gibi de düşünebiliriz. Daha doğuştan mutluluk düzeyiniz yüksek olarak da doğabilirsiniz, düşük olarak da dünyaya gelebilirsiniz. Son zamanlardaki okumalarımda bunun sabit bir düzey ya da puan olmadığı, daha çok bir aralığı ifade ettiğini görmüştüm. Bunu 0-100 arasında bir puanlamayla anlatacak olursak, mutluluğunuz doğuştan 70 puan civarında ise başınıza çok kötü şeyler gelse ve mutluluğunuz çok düşse de bir süre sonra yine bu noktaya gelecektir. Aynı şekilde hayatınızda bir şeyler oldu ve çok mutlu oldunuz, mutluluk düzeyiniz 90’a çıktı, bir süre sonra tekrar 70’lere inecektir. Bu görüşe göre mutluluk ya da mutsuzluk yaşam boyu süren bir özelliktir ve kolay kolay değişmez. Hatta 90’larda yazılan bir makalede, mutluluk üzerinde genetik faktörlerin etkisini vurgulamak için, mutlu olmayı istemek, boyunun uzamasını istemek gibidir, boyunun uzamasını istemekle boy uzamayacağı gibi mutlu olmayı istemekle de mutlu olunamayacağı ifade ediliyordu. Neyse ki durumun bu kadar vahim olmadığı yeni araştırmalarla ortaya konuldu.

Son bir kötü haber daha vereyim sonra iyi haberlere geçelim. Mutluluk ve iyi oluş araştırmalarında hedonik adaptasyon diye bir kavramdan bahsedilir. Hedonik adaptasyon başlangıçta bizi mutlu eden şeylerin bir süre sonra etkilerinin azalmasını ifade eden bir kavramdır. Bir alışma ya da duyarsızlaşma durumudur. Örneğin bir telefon aldığımızda ilk başlarda, bu bizi mutlu eder. Telefona bakarız, çizilmesin diye koltuğa yavaşça koyarız. Yani olumlu duygular hissederiz. Bir süre sonra ise, telefon mutluluğumuz ya da mutsuzluğumuzla ilgili hiçbir etkide bulunmaz. Bu durum ilişkilerden iş sahibi olmaya kadar yaşamımızdaki pek çok şeyle ilişkilidir. Hedonik adaptasyona uğramayan şeyler var mıdır bunun üzerine düşünmemiz gerekiyor sanırım.

Mutlulukla İlgili İyi Haberler

Mutlulukla ilgili bence en iyi haber, Dr. Richard Davidson’dan geliyor. Kendisi mutluluğun bir beceri olduğunu ve her beceri gibi geliştirilebileceğini ve öğrenilebileceğini ifade etmektedir. Sadece bu bilgiye sahip olmak bile insanı mutlu ediyor aslında. Dr. Davidson bu görüşünü büyük oranda nöroplastisiteye yani beyni değişebilme özelliğine dayandırıyor. Beynimizde her yeni öğrenmede yeni bağlantılar oluştuğunu ve mutluluk, merhamet, iyimserlik gibi özelliklerin, tıpkı piyano çalmak ya da tenis oynamak gibi öğrenilebileceğini ifade etmektedir. Tabii ki bunun için ciddi bir odaklanma ve zaman gerekiyor. Yani mutluluk öğrenilebilir ancak bu çok da kolay değil. İbn-i Sina, erdemler alışkanlık haline geldiğinde saadet doğar demektedir. Olumlu davranışları alışkanlık haline getirdiğimizde de beynimizde mutlulukla ilgili kalıcı bağlantılar oluşacaktır.

İkinci iyi haber genetikle ilgilidir.  Japon bilim adamı Dr. Kazuo Murakami, genetiğin kaderimiz olmadığını ifade etmektedir. Genetik özelliklerimizin açma kapama fonksiyonlarından bahseden Dr. Murakami, çevresel şartların, ilişkilerimizin ve düşüncelerimizin genlerimizi aktive ettiğini ya da pasif olarak kalmalarını sağladığını ileri sürmektedir. Bu tez de ileriye dönük olarak ruh sağlığı ve genetik ilişkisi üzerinde önemli gelişmeler olacağının müjdecisi diye düşünüyorum.

Son iyi haber de, 3. Avrasya Pozitif Psikoloji Kongremizde konuşma yapan Dr. Bjorn Grinde’den geliyor. Dr. Grinde mutluluğun biyolojisi üzerine yaptığı konuşmasında, beynimizin mutluluğa ayarlı olduğunu ifade etmiştir. Bu tezini desteklemek amacıyla da, insanların büyük çoğunluğunun ve çocukların mutlu olduğunu söylemiştir. Üzerinde düşünülmesi gereken bir görüş.

Sonuç olarak, mutluluğun bize bakan yönleri olduğu gibi biyolojik yönleri de mevcuttur. Ayrıca mutlu olmak demek ruhsal açıdan sağlıklı olmak demektir. Bu itibarla da mutlu olmak, hem birey için hem de bireyin çevresindekiler için bir avantajdır.

Hepinize mutlu ve anlamlı bir yaşam diliyorum.

Dr. Tayfun Doğan

Üsküdar/İstanbul

4.502 views

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir