İnsanın Anlam Arayışı: Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli

Bir işle meşgul olan mutlu bir moron grubu düşünün. Açık bir alana tuğla taşıyorlar. Tuğlaların hepsini alanın bir ucuna dizer dizmez, bunları karşı tarafa taşımaya başlıyorlar. Bu hiç durmaksızın devam ediyor ve yılın her günü aynı şeyi yapmakla meşguller. Bir gün moronlardan biri kendi kendine ne yaptığını soracak kadar duraklıyor. Tuğlaları taşımanın ne gibi bir amacı olduğunu düşünüyor, o andan itibaren yaptığı işten daha önce olduğu kadar mutlu değildir. Ben neden tuğlaları taşıdığını merak eden moronum. Irvin Yalom – Varoluşçu Psikoterapi

Peki, hayatın anlamı var mı? Bu zor bir soru ve soruyu yanlış sorunca dünyanın öbür ucuna da gitsen cevabı bulamıyorsun. Sorunun daha doğrusu ve sınırlandırılmışı “Hayatının anlamı var mı?” şeklinde olabilir.

İnsan, mutluluk ve anlam arayan canlı

Yalom, Varoloşçu Psikoterapi adlı kitabında, hayatın anlamıyla ilgili bölüme anonim bu hikaye ile başlıyor. Hayatın anlamı konusu, psikoloji alanında önem verilen ve üzerine araştırmalar yapılan bir konu haline geldi. Belki de insanlık tarihi boyunca bu konu hiçbir zaman bu yüzyılda olduğu kadar önemli hale gelmemişti. Son yıllarda özellikle pozitif psikoloji alanının gelişmesiyle birlikte, “hayatın anlamı” konusu da tekrar daha derinlemesine ele alınmaya başlandı. Michael F. Steger, Paul Wong ve Marie S. Dezelic bu konularda önemli çalışmalar ortaya koydu. Özellikle Paul Wong, Positive Psychology 2.0 başlıklı çalışmasında hayatın anlamı konusunun pozitif psikolojinin en önemli bileşeni olduğunu ve iyi oluşla ilgili tüm ölçeklerde mutlaka hayatın anlamı ile ilgili bir madde bulunması gerektiğini ifade etmiştir.

Tek gerçek şudur ki, insanoğlu var olduğundan beri yaşamın anlamını arayıp duruyor. Bazıları aradıkları anlamı buldu, mutlu; bazıları aramaya devam ediyor, umutlu; bazıları ise sadece yaşıyor ve ne yaşadığını bile sorgulamadan (1).

Evet, insan anlam arayan bir canlıdır. Anlam arayışı, insan varoluşunun ayrılmaz bir parçasıdır ve yalnızca insana özgüdür. Ancak insan aynı zamanda dünyadaki var olan şeylere anlam verebilen ve anlam üretebilen de tek canlıdır. Dolayısıyla anlam arayışı konusu insanın en temel meselelerinden birisidir. Diğer canlılar için böyle bir durum söz konusu değildir. Söz gelimi bir tavuk için anlam arayışından da, anlam üretmekten de bahsetmemiz mümkün değildir. Onlar için içgüdülerinin gereğini yerine getirmek ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak esastır.

Duyulmayan Anlam Çığlığı

Anlamsızlık neye malolur?

Eğer kişi anlamlı bir yaşam sürmediğini düşünüyorsa ya da yeterli anlam kaynaklarına sahip değilse, bir anlamsızlık girdabının içine girecektir. Viktor Frankl bu durumu varoluşsal boşluk olarak nitelendirmektedir. Eğer kişi anlamsızlık duyguları içindeyse kendisini boş, öfkeli, kaygılı ve huzursuz hissedecektir. Nitekim bu durumu, psikoloji alanının önemli isimlerinden Carl G. Jung, nevroz anlamını bulamamış ruhun acı çekmesidir şeklinde ifade etmiştir. Zaten ruh sağlığı yerinde insanın en önemli özelliklerinden birisi yaşamda bir anlam ve amaç bulmuş olmasıdır. Nitekim yaşamda bir anlam ve amaç bulma mental iyi oluşun en önde gelen belirleyicilerinden birisidir. Pozitif psikoloji literatürüne baktığımızda gerek Seligman’ın PERMA iyi oluş modelinin, gerekse Ryff’in psikolojik iyi oluş modelinin temel bileşenlerinden birisi yaşamda bir anlam ve amaç bulmadır. Seligman, “yaşama bağlılık ve hayatın anlamı iyi oluş için olumlu duygulardan daha önemlidir, olumlu duygular aslında pastanın üzerindeki çileklerdir” demektedir.

İnsanlar yaşamda dönem dönem anlamsızlık duyguları yaşayabilir. Ancak anlamsızlık kalıcı hale gelmişse, bireyin duygusal dengesizlikler yaşaması, nevrotik belirtiler göstermesi ve genel olarak memnuniyetsiz bir tutumda olması yüksek olasılıktır. Nitekim yaşanan varoluşsal boşluk başta depresyon ve anksiyete olmak üzere pek çok normal dışı davranışa ya da ruhsal rahatsızlığa kaynaklık edebilir. Hayatını anlamsız gören pek çok kişi, yaşadığı varoluşsal boşluğu şiddet, uyuşturucu, aşırı yeme-içme, kumar ya da kontrolsüz cinsellikle doldurmaya meyilli olabilir.

İyi yaşayamama suçluluğu…

Yaşamda bir anlam ve amaç bulamamış olma, iyi yaşayamamış olma suçluluğuna neden olabilir. Birey yaşamının boşa geçtiğini, kendisine bahşedilen bu yaşamın hakkını veremediğini, dolu dolu yaşayamadığını düşünebilir. Bu da onda kaygıya ve suçluluğa neden olabilir. Bu durumu şöyle bir metaforla anlatabiliriz. Elinizde bir kova var ve bir pınarın başında bu kovayı doldurmaya çalışıyorsunuz. Ancak kovayı bir türlü istediğiniz gibi dolduramıyorsunuz. Kovada delik var onu tamir etmeye çalışıyorsunuz, ayağınız takılıyor düşüyorsunuz, birileri çelme takıyor ya da itekliyor sizi, yani türlü engeller nedeniyle kovayı dolduramıyorsunuz. Dolayısıyla da bir suçluluk, kaygı ve derin bir üzüntü yaşıyorsunuz. Ancak bu duyguları daha yoğun olarak yaşamanıza neden olan bir şey daha var. Pınardan akan su her an kesilebilir. Ne zaman kesilecek bilmiyorsunuz ancak kesin olarak bildiğiniz bir şey var, o da suyun ansızın kesileceği. Bunu bilmek de kaygı ve suçluluğunuzu bir kat daha artırıyor. Yaşam da aynen bu şekilde akıp gidiyor. Çeşitli nedenlerle kovanızı dolduramıyor ve anlamlı bir yaşam süremiyorsanız, her an ölümün geleceğini de bilen bir kişi olarak kaygı ve suçluluk yaşamanız çok da beklenmeyen bir durum olmuyor.

Yaşamın anlamını bulmak…

İnsanın önündeki en büyük sorumluluklardan birisi yaşamda bir anlam ve amaç bulmaktır. Bunu başardığı zaman varoluşunun gereğini de yerine getirmiş olacaktır. Hiçbirimiz biyolojik çeşitliliğe katkı sağlamak için yaratılmadık. Her birimizin hayatı bir yerinden tamamlayan ve sadece bize özgü bir anlamı var. Bunun farkına varıp, o anlamı bir ömür boyu aramak mecburiyetindeyiz (Aydın Uzkan)

Hayatın anlamını bulabilmemiz için doğru sorular sormamız gerekir. İşte bu sorulardan bazıları:

-Şu anda neden yaşamınıza son vermiyorsunuz?

-Yaşamı sürdürme nedenleriniz nelerdir?

-Hayatı yaşamaya değer kılan şeyler nelerdir?

-Bir insan ömrünü neye vermeli?

Bu sorulara vereceğiniz cevaplar yaşamınızdaki anlam kaynaklarını ortaya çıkaracaktır. Yaşamını neden
sonlandırmadığı ile ilgili soruya kişiler;

-yaşam güzel

-sevdiğim insanlar var,

-sorumlu olduğum insanlar var,

-çocuklarım için,

-dini inançlarım nedeniyle,

-ideallerim var gibi cevaplar veriyorlar. Bu cevaplar çoğaltılabilir ve hepsi yaşamın anlam kaynakları olarak değerlendirilebilir.

Hayatı yaşamaya değer kılan şeyler nelerdir sorusuna ise genellikle sevgi, merhamet, yardım, anlayış, ilgi gibi cevaplar alabiliriz. Bunlar da anlam kaynaklarımız arasındadır.

Bir insan ömrünü neye vermeli sorusuna verilecek cevaplar ise daha çok yaşam amaçları ile ilgilidir. Yani biraz daha geleceğe dönüktür.

hayatın anlamı
İnsanın Anlam Arayışı

Logoterapi: Anlam yoluyla terapi

Hayatın anlamı konusuna değinip de Viktor Frankl ve geliştirmiş olduğu Logoterapi yönteminden bahsetmemek olmaz. Frankl, insan için yaşamdaki temel güdüleyici gücün, hayatını anlamı kılma çabası olduğunu ifade etmiştir. Sanırım psikoloji tarihi sürecinde söylenmiş en çarpıcı sözlerden birisi budur. Bu görüş doğrultusunda logoterapinin temel amacı, insanın hayatına anlam katabilecek amaçlar bulmasına yardımcı olmaktır.

Psikoloji alanında farklı kuramcılar insanı güdüleyen şeyin ne olduğu ile ilgili farklı görüşler bildirmişlerdir. Örneğin Sigmund Freud, cinsellik ve saldırganlığın; Alfred Adler üstün olma isteğinin; Abraham Maslow ise kendini gerçekleştirme ihtiyacının insanı güdülediğini ifade etmişlerdir. İşte V. Frankl da yaşamını anlamlı kılma çabasının ya da anlam isteminin üzerinde durmuştur. Bu görüş çerçevesinde kendimize ya da çevremizdeki insanlara baktığımızda, yaptığımız pek çok eylem ve davranışın yaşamımızı daha anlamlı kılmak için olduğunu fark edebiliriz. Söz gelimi çocuk sahibi olmak, kariyer yapmak, para kazanmak, başarı elde etmek, seyahat etmek, savaşlara katılmak gibi insan eylemlerinin pek çoğunun temelinde hayatı anlamlı kılma çabası yatar. Hatta illegal eylemlerin temelinde de bu yatar. Yani bir terör grubuna katılmak ya da Hitler’in yaptıkları bile kapsamda değerlendirilebilir. Hepsi daha anlamlı bir yaşam için yapılan şeylerdir.

Hayatı anlamlı kılma çabasını bir tuvali boyamaya benzetebiliriz. Elimize boş bir tuval verilse, bu nedir anlamı nedir diye bakarız. Bunu anlamlı ve değerli bir tablo haline getirmemiz istendiğinde ise, yavaş yavaş boyamaya başlarız. Tuvale bir kariyer başarısı ekleriz, bir yardım davranışı ekleriz ya da bir inanç ekleriz ve o boş tuvali anlamlı bir tablo haline getirmeye çalışırız. Yaşamda yaptığımızda büyük oranda budur. Bize verilmiş olan bu yaşamı anlamlı ve değerli hale getirmeye çalışmak. Ancak bu insana yük de getiren bir durumdur. Yani hazır bir tablo almaya benzemiyor, kendi tablomuzu kendimiz yapmak zorundayız. Bundan dolayı da anlam üretme yükümlülüğü bireyin kendisine aittir. Her birey hayatını nasıl daha anlamlı hale getirebileceği üzerine kafa yormak zorundadır.

Viktor E. Frankl

Frankl’a göre birey hayatın anlamını üç farklı yoldan bulabilir. Bunlar;

-Bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak (yaratıcı değerler)

-Bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşime girerek (deneyime dayalı değerler)

-Kaçınılmaz olan acıya yönelik bir tavır geliştirerek (tutumsal değerler)

Bunları biraz açacak olursak, kişi üreterek, onur ve kıvanç duyacağı bir eser ortaya koyarak hayatına anlam katabilir. Bu bir çocuk yetiştirmek de, bir kitap yazmak da, bir şirket kurmak da olabilir. Önemli olan kişinin kendi emeğini ve yaratıcılığını ortaya koyduğu bir iş ya da eser üretmesidir.

İkincisi kişi, önemli bir deneyim yaşayarak ya da ilişkiler kurarak da anlam üretebilir. Medyada son zamanlarda sık gördüğümüz seyyahlar var. İşi gücü bırakıp bir yıl iki yıl tüm dünyayı geziyorlar. Bu insanlara hayatınızda yaptığınız en anlamlı şey neydi diye soracak olsak, muhtemelen en başta yaşadıkları bu deneyimleri söyleyeceklerdir. Bunun dışında kurulan ilişkiler, aşk ve sevgi duyguları da anlam kaynağı olarak değerlendirilebilir.

Üçüncüsü ise, hayatın getirdiği ve kaçınılmaz olan acılara karşı bir tavır geliştirmek olarak ifade edilmektedir. Kişi yaşadığı acının kendisini geliştirdiğini ya da güçlendirdiğini söyleyebilir. İnancı doğrultusunda bunun yaratıcısının kendisine bir imtihanı olduğunu ifade edebilir ya da buna benzer acıya başka anlamlar yükleyebilir.

Yaşamda Anlam Kaynakları

Tüm buraya kadar söylediklerimizden çıkarmamız gereken belki de en önemli sonuç yaşamda anlam kaynakları bulmak olacaktır. Konu üzerine çalışan pek çok araştırmacı farklı anlam kaynaklarından bahsetmiştir. Bunlar;

-Kişisel amaçlar, vücut sağlığı ya da kendine güven gibi içsel anlam kaynakları.

-Başkalarına yardımcı olma, sorumluluk, dostluk gibi ilişkilere dayalı anlam kaynakları.

-Başarı, kariyer, meslek, hedefler, istekler, kendisi için bir şeyler elde edebilme gibi anlam kaynakları.

-Dinî-ruhani felsefi inanç, modeller, değiştirilemez olanı kabullenme tecrübesi olarak sıralanabilir.

Hayatın anlamı üzerinde özellikle duran Irvin Yalom ise, dinin insanlar için önemli bir anlam kaynağı olduğunu ancak bunu dışarıda tutarsak, özgecilik, bir nedene adanma, yaratıcılık, hedonizm, kendini gerçekleştirme ve kendini aşmanın anlam kaynakları olabileceğini ileri sürmektedir. Ateist bakış açısıyla, dini dışarıda tutarak bir anlam bulmaya çalışan Yalom, geldiği noktayı ise şöyle özetlemektedir:

“Hayat bir armağandır. Alın, paketi açın, takdir edin, kullanın ve tadını çıkarın.”

Hayatını anlamlı ya da anlamsız bulan kişiler bu durumu şu şekillerde ifade etmektedirler:

-Hayatım çok rutin ya da heyecan verici.

-Hayatta çok açık hedeflerim var.

-Var olmamın kesinlikle bir anlamı ve amacı var.

-Elimde olsaydı hiç doğmamış olmayı isterdim.

-Hayatım bomboş ve ümitsizliklerle dolu.

-Eğer bugün ölmüş olsaydım, bomboş bir hayat geçirdiğim hissine kapılırdım.

-Yaşamıma gerçekten anlam veren bir hayat felsefesine sahibim.

-Yaşamımı değerli kılan kişisel değerler sistemine sahibim.

-Hayata dair sahip olduğum inançlar varoluşumu anlamama olanak sağlar.

-Çoğu zaman boş ve anlamsız bir hayata sahip olduğumu düşünürüm.

-Hayatımda her zaman bir anlam ve yaşamak için bir neden bulurum.

-Beni hayata bağlayan pek çok şey vardır.

Hayatın Anlamı Üzerine Görüşler

-İnsanın insana kattığı anlam, yaşamdaki en önemli anlam kaynaklarındandır.

-İnsanlık tarihinde bu günkü kadar, hayatın anlamını dert edindiğimiz hiçbir dönem olmadı. Erol Göka

-Anlamlı ve mutlu bir yaşamın olmazsa olmazı sevgidir.

-İlk ve belki de en net anlam kaynağı, insanların hayatlarına anlam katan ve bu yüzden de tutkuyla peşlerine düşülen uğraşlardır. Dennis Prage

-İyilik yapmak hayata anlam katar, iyilik yapan birey, anlamlı ve değerli bir şeyler yapmış olma duygusuyla dolar. Tayfun Doğan

-Yaşamda kalma savaşı şiddetini yitirince, “Ne için yaşam?” sorusu gündeme gelmiştir. Viktor E. Frankl

-“Hayatımla ne yapacağımı bilmiyorum” düşüncesi anlam ve amaç arayışının ilk aşaması.

-İnsanın anlam üretebilmesi için bağ kurması gerekir. Kendisiyle, başka insanlarla, alemle ve Tanrıyla. Varlığın o büyük ağıyla bağ kurarak bir sebebin parçası haline geliriz. Bizden daha büyük ve bizimle yitip gitmeyecek o büyük sebebin parçası. Kemal Sayar

-Logoterapinin temel amacı insanın hayatına anlam kazandırabilecek amaçlar bulmasına yardımcı olmaktır.

-Yaşama başkalarınca ve önceden verilmiş bir anlamı üstlenmek zor değil, zor olan ona kendince ve yeni bir anlam verebilmektir. Dücane Cündioğlu

-Kişi için tüm mesele yaşamına anlam katacak ve tutkuyla bağlanabileceği bir şeyler bulmaktır.

-Bağımlılık insanların mutluluk ve anlam arayışlarında uğradıkları bir kazadır.

Kaynaklar

Yaşamınıza Anlam Katın, Rota Yayıncılık
Varoluşçu Psikoterapi, Irvin Yalom
Hayatın Anlamı Var mı? Erol Göka
İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl

Dr. Tayfun Doğan

13.044 views

8 thoughts on “İnsanın Anlam Arayışı: Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli

  1. Kendimizi ve yaşadığımız bu hayatı anlamamıza ve de sorgulamamıza katkı sağlayan anlamlandırıcı bu yazı için teşekkürler…

  2. Asl mutluluk insanın Cananını bulmasıdır. “Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir