Umutsuz Yaşanmıyor*

Umut, çaresizin oksijenidir.

Ne zamandır umut kavramı ile ilgili bir şeyler paylaşmak istiyordum. Ama iş yoğunluğundan bir türlü elim değmemişti. Bugün o fırsatı buldum ve bir şeyler karaladım.

Umut, pozitif psikolojinin önemli kavramlarından birisidir. Bir şeylerin iyi gideceğine, düzeleceğine, olumlu şeyler olacağına olan inançtır. Umut, bireyin iyi oluşunun (well-being) güçlenmesini ve devam etmesini sağlayan bir kavramdır. Bu yönü itibariyle de umut dolu kişiler, canlıdır, enerjiktir ve yaşama bağlılıkları yüksektir. Ayrıca umut düzeyi yüksek kişiler çevrelerine de pozitif enerji yayarlar. Dolayısıyla da çevrelerindeki insanlar tarafından sevilirler ve daha çok duygusal ya da sosyal destek alırlar. Bu durumda yaşamı onlar için daha anlamlı ve değerli hale getirir.

Umut, kişide olumlu çağrışımlar yapan bir kavramdır. Geleceğe dönüktür ve iyi şeylerin olacağı beklentisi içerisinde olmaktır. İnsana, eylemde bulunma ve çabalama gücü verir. Umut, insanın başarılı olacağı düşüncesini besler ve büyütür. Bu açıdan da vazgeçilmezdir. Umut tükendiği anda eylem durur. Kişi başarı için gerekli gücü ve enerjiyi kendisinde bulamaz. Bir başka açıdan ise umut beklentiyi yükseltir ve başarısız olunduğu takdirde kişinin büyük hayal kırıklığı yaşamasına da neden olabilir. Bundan dolayı aslında en büyük başarıların da en büyük hayal kırıklıklarının da sorumlusudur diyebiliriz.

Umut, bireylerin zor zamanlarında onların psikolojik sağlamlıklarını (resilience) artıran ve yeniden toparlanmalarını sağlayan bir duygudur. Umutlu olmak, olumsuz giden şeylerin son bulacağına, her şeyin tekrar yola gireceğine olan inancın bir göstergesidir. Umutlu birey her sıkıntıdan çıkış için bir yol olabileceği düşüncesine sahiptir. Bu anlamda da birey onu kaybetmedikçe asla yenilmiş ya da tümüyle kaybetmiş olmayacaktır. Umudun tükenmiş olduğu durumlarda ise, bireyin kendisini yeniden toparlaması, kendine gelmesi ve harekete geçebilmesi çok zor olacaktır.

Bir halk hikayesinde bu durum şöyle anlatılır:

Bir adam yolda ağlayarak gidiyordu. Karşılaştığı bir bilge adam onu gördü ve sordu.

-Neden ağlıyorsun evlat, başına kötü bir şey mi geldi? Bir felakete mi uğradın?

-Sorma dedi ağlayan adam. Mahvoldum, dükkanım yandı, paralarım gitti, servetimi her şeyimi kaybettim. Geriye sadece borç senetlerim kaldı.

Bilge adam, ağlayan adamın başını şefkatle okşadı ve sonrada dedi ki:

– Bunlar ağlanacak kayıplar değildir evlat. Ben de umudunu kaybettin de onun için ağlıyorsun sandım! Şunu unutma ki, umudunu kaybeden adam her şeyini kaybeder. Ama umudunu  kaybetmeyen adam yeniden teşebbüse geçer, kaybettiklerini zaman içinde yine kazanabilir. Sen ümitvar ol evlat ümitvar!

Umut, yaşamın anlamı ve yaşam amaçları ile de ilişkilidir. Umut düzeyi yüksek insanlar yaşam amaçları belirleme ve bu amaçlara ulaşma konusunda daha yüksek özgüvene sahiptirler. Belirledikleri, uğruna çaba harcadıkları ve ulaşmaya çalıştıkları yaşam amaçları da onlara yaşamda anlam bulma konusunda olumlu katkılar sağlamaktadır. Umutsuzluk ise çökkünlük, isteksizlik ve amaçsızlık ile daha çok ilişkilidir. Bu açıdan da umutsuzluk, pek çok ruh sağlığı sorununa eşlik eden bir duygudur. Özellikle depresyonda umutsuzluk duyguları çok yoğundur ve bir şeylerin değişeceğine ya da düzeleceğine olan inanç neredeyse tükenmiştir.

Türk kültürü açısından ele alındığında, umut, olması istenen, yaşanması gereken bir duygu olarak kabul edilir. Bu durumda edebiyatta ve halk deyişlerinde pek çok yerde vurgulanmıştır. Örneğin, “Umudunu kaybeden her şeyini kaybeder” sözü, umudun ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Yine bir Türk atasözünde “Umut fakirin ekmeğidir” şeklinde ifade edilir. Ek olarak “Allahtan ümit kesilmez”, “Gün doğmadan neler doğar” ve “Çıkmadık candan ümit kesilmez” atasözleri de günlük konuşma dilinde oldukça yaygın kullanılan sözlerdir. Ayrıca umut, Türk kültüründe erkek çocuklarına konulan yaygın bir isimdir. Bu isim vasıtasıyla aile, çocuğun iyi ve başarılı bir insan olmasını diler, bu konuda umutlu oldukları için de bu ismi çocuklarına verirler.

Umut dile gelse, konuşsa şunları söylerdi her halde;

Özel biriyim ben.

Ben yaşamın vazgeçilmeziyim, ayrıcalıklı ve saygınım.

İnsanoğlunun en soylu duygusuyum diyebilirim.

Tünelin ucundaki ışığım ben, karlar içinde açan kardelenim çiçeğiyim.

Yaşam krizlerinde ilk ben ortaya çıkarım karanlığı dağıtmak için.

Kalp atışınızı hızlandırır, coşku verir, gözlerinizdeki parıltıyı artırırım.

Kardeşlerim, iyimserlik, coşku, azim ve inançtır. Her gittiğim yere ardım sıra onları da götürürüm.

İnsanlara iyi hissettiririm.

Varlığımdan söz etmek, “umutluyum” demek her zaman övünç kaynağıdır sahibim için.

Canlı bir duyguyum, genelde sevilirim. Girdiğim ortamlara pozitif bir hava katarım.

Saklanamam, sahibimin yüzünde, gözlerinde ve davranışlarında hemen kendimi belli ederim.

Benim olmadığım yere karanlıklar çöker, boş ve hüzünlü bakışlar gelir.

Umutsuzluk, karamsarlık ve hüzün hiç anlaşamadığım akrabalarımdır. Ben bir yerden ayrılınca hemen onlar gelir yerleşirler.

Eksikliğim sizi uçuruma sürükler.

Beni kaybeden, her şeyini kaybeder.

Not: Umut düzeyinizi ölçmek için aşağıdaki bağlantıdaki umut ölçeğini uygulayabilirsiniz. Ölçek makalenin sonundadır.

http://www.journalofhappiness.net/frontend/articles/pdf/v03i01/1.pdf

*Nazım Hikmet

 

Dr. Tayfun Doğan

Psikolojik Danışman

 

 

Kaydet

Kaydet

812 views

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir